Alaaddin Keykubat Kimdir

keykubat

Alaaddin Keykubat Kimdir ?

Alaaddin Keykubad  (doğum 1190 – ölüm 31 Mayıs 1237) – 1221-1237 yılları arasında Anadolu Selçuklu Sultanıdır 

Konya bulunan Alâeddin Camii, Niğde vilayetinde ki Niğde Kalesi, Antalya’daki Yivli Minare Camii ve Beyşehir Kubâd-Âbâd Sarayları gibi yaptırmış olduğu önemli eserleri ile  tanınmaktadır. Saltanat sürdüğü seneler boyunca  yaptırdığı yapıların çoğusu günümüze kadar gelmiştir. Eserleri  askeri bakımdan hem kendisine hem de devletine kazandırdığı mimarisi nedeniyle Türkiye ve dünya literatürünün en ünlü Selçuklu sultanı olarak bilinir.

Türkmenler birinci Alaeddin Keykubad’ı,  “Uluğ Sultan” ve dönemin kaynak yazarı İbn Bibi’de, “Uluğ Keykubâd” ismi ve unvanı ile anmışlardır.

Alaaddin Keykubat Doğumu ve Ölümü

Tahmini olarak 1190’da dünyaya gelmiştir. Babası Sultan I. Gıyaseddin Keyhüsrev’dir. Validesinin kim olduğu ve çocukluk dönemi hakkında fazla bilgi yoktur.


Alaaddin Keykubat’ın Anadoluya Gelişi

Babası Gıyaseddin Keyhüsrev 1196’da tahtı kardeşi Rükneddin Süleyman’a bıraktığında Alaaddin Keykubad, ağabeyi I. İzzeddin Keykavus’la birlikte babasının yanında bulunmuştur. 4.Haçlı Seferi öncesine kadar (1200 – 1204 yılları arası) İstanbul’da Bizans İmparatorluğu‘nda kalmıştır. İkinci Süleyman Şah‘ın ölümü üzerine tekrar sultan olmak isteyen babası Gıyaseddin Keyhüsrev  bunun üzerine Konya’ya doğru harekete geçmiştir, Geçişine izin vermesi için İznik Rum İmparatoru 1.Teodor Laskaris ile anlaşma yaparak Ladik Kalesi, Honas Kalesi gibi ve bazı kaleleri bırakmayı kabul ettiğinde kaleler teslim edilene kadar onu ağabeyi İzzeddin Keykâvus ile İznik‘te rehin bırakmıştır.  İznik’te iki kardeş, bir süre tutsak olarak kalsa da daha sonra Hacib Zekeriya’nın yardımı ile kaçarak Anadolu’ya geçtiler.


taht-selcuklu

Alaaddin Keykubat’ın Tahta Çıkışı

1205 yılında İkinci Gıyaseddin Keyhüsrev  yeniden Selçuklu tahtına geçince Alaaddin Keykubad’ı Tokat‘a hükümdar tayin etti. 6 sene süren hükümdarlık döneminde devlet yönetimini öğrendi ve tecrübe sahibi oldu.

Keykavus‘un 1220 yılında ölümü üzerine veliahtı olmadığından dolayı Seyfeddin Ayaba, Emir-i Âhûr Zeyneddîn Beşâra ve Bahâeddîn Kutluğca gibi devlet yöneticileri ve komutanlar, Kezirpert Kalesi‘nde tutuklu olan Alâeddîn Keykubad’ı tahta çıkarma kararı almışlardır. Kimi kaynaklara göre İzzeddin Keykavus ölüm döşeğinde yatıyor iken Aleaddin Keykubad’ı çağırtarak varis ilan ettiği söylenmiştir.

Yeni hükümdarı tutuklu olduğu yerden çıkartıp Konya’ya getirme görevini Seyfeddin Ayaba’ya vermişlerdir. Böylelikle Keykâvus’un yüzüğünü yanına almış olan Seyfeddin Ayaba, Alâeddin Keykubâd’ı, tutuklu bulunduğu Kezipert Kalesi‘nden çıkararak Sivas şehrine getirmiştir. Hükümdar Alâeddin Keykubâd Sivas’ta tahta çıkartıldı. Sonrasında Konya yolunu tutan Alaeddin Keykubad’a Kayseri, Akşehir ve Konya’da coşkulu karşılama törenleri yapıldı. Keykubâd, tahta çıktığı zaman Nasir (Abbasi Halifesi) ve İslam filozofu Şihabeddin Sühreverdî  saltanat alametlerini göndererek hükümdarlığını tasdik ettirmiştir.


Alaaddin Keykubat’ın Ölümü

En büyük oğlu olan Gıyâseddin‘i her zaman olduğu gibi Erzincan’ın hakanı olarak bıraktı. Küçük oğlu ise Kılıç Arslan’ı veliahtı ilan ederek ve bütün devlet ileri gelenlerine bu veliahtlığı kabulu için yemin ettirdi. Kayseri’de bulunan elçiler için büyük bir yemek ziyafet verdi ve bu ziyafette yediği kuş etinden zehirlenerek o gece odasında öldü (31 Mayıs 1237). Söylentilerde oğlu Gıyâseddin Keyhusrev tarafından zehirlendiği ileri sürülmektedir.

Alaeddin Keykubad, iyi bir siyasetçi ve asker olduğu kadar da ilim adamıydı. Âlimleri saraylarında toplayıp onları korurdu. Dönemin pek çok önemli şahsı olan Mahmudi Tûsî el-Kâniî ve Ahi Evren gibi isimler onun yönetiminin ve kişiliğinin özellikleri nedeniyle Anadolu bölgesini tercih etmişlerdi. Yine sultanın döneminde Bahaeddin Veled ve çevresinde yetişen oğlu Mevlânâ Celaleddin-i Rumi ve yine onun döneminde yetişmiş olan Sadreddin Konevî Anadolu’nun kültür hayatında büyük öneme kavuşmuşlardır.

17 yıllık saltanatı boyunca gayet olumlu şartlarda devraldığı ülkeyi her yönü ile daha da geliştirerek zirveye taşımayı başarmıştır. Başarısındaki en büyük etkenlerden birisi ticarete verdiği büyük önemdir. Babası Gıyaseddin Keyhüsrev’ın hakimiyeti altına aldığı iki liman kenti olan Antalya ve Sinop’tan hareketle ülkesinin deniz şeridini genişletmiştir. Bununla birlikte donanma inşaatı ve ticaretin kuzey-güney ekseninin de dahil edilmesine büyük önem vermiştir.

Alâiye’nin özellikle (Alanya) mamur bir Selçuklu limanı haline getirilmesi (1221-1222 yılları) ve Kıbrıs Krallığı ve Venedik Cumhuriyeti ile yapılan anlaşmalarla Selçukluların ve onlara tabi tüccarların bölge ticaretindeki konumu son derece güçlenmiştir.

Keykubad’ın Müslüman ilişkilerinin yanı sıra gayrimüslimler ile ilişkileri de her zaman iyi olmuştu.Yassı Çemen Muharebesi’nden dönerlerken anlattıklarına göre  Aksaray’a yaklaştıklarında Papazlar ellerinde haçları ve çalgıları ile Sultanı karşılamaya çıkmışlar, Müslümanlar, Papazları geriye iterek ön sırada olmalarını istememişlerdi, Hristiyanlar da bunun üzerine bir tepeye çıkarak bir şekilde kendilerini göstermişlerdir.

Keykubad bunun üzerine ortodoksların ayrı tarafta olduklarını fark etmiş sonra kalkıp yanlarına gelmiş ve aralarına karışıp, müziklerini çalmalarını ve yüksek sesle şarkılarını söylemelerini emretmiştir.